top of page
  • Yazarın fotoğrafıVolkan Mirzalı

Seni Mutlu Olmaya Layık Kılanı Yap

Güncelleme tarihi: 18 Şub

Immanuel Kant, mutluluk peşinde koşmanın kişinin görevlerini yerine getirmesi ve evrendeki yerini kabul etmesi karşısında ikincil olduğuna inanan Stoacılardan farklı olarak, mutluluğun insan için meşru bir hedef olduğuna, zaman ve mekân içindeki varlıklar olarak fiziki doğamızın bir parçası olduğuna inanır. Ama mutluluk arayışının daha geniş kapsamlı bir ahlaki mükemmellik anlayışı içinde görülmesi gerekir.


Kant'ın çözümü şuydu: "Seni mutlu olmaya layık kılanı yap." Her ne kadar aldığı Pietist terbiyeden edinmiş olabileceği bir şey gibi gözükse de Kant'ın burada vurguladığı şey, Tanrı bize yapmamızı söylediği için değil saf bir rasyonel düzlemde bize hayat çok büyük bir olasılıkla mutluluğu vereceği için ahlaki bir yaşam sürmemiz gerektiğidir.


Ahlak yasasına karşı koymamız halinde yazgımız mutsuz yaşamak olur; doğru olanı yapmamız halindeyse kendimize bir düzen ve huzur dünyası yaratırız. Kant'ın kendisi bu şekilde yaşadı ve çok mutlu bir insan olduğu söylenirdi "İnsan olmanın ihtişamı" Kant son kitabı The Conflict of Faculties' de (1798), felsefenin bir düşünceler bilimi ya da "bütün bilimlerin bilimi" olmadığını "bir insan bilimi, onun tasarım, düşünce ve edimlerinin bilimi" olduğunu söyler.


"İnsanı bütün bileşenleri içinde sunmalıdır, olduğu ve olması gerektiği gibi, yani doğal belirlenimlerine olduğu kadar ahlak ve özgürlükle ilişkisine de uygun olarak. Antik felsefe, insanı evrenin pasif bir parçası olan makinelere dönüştürürken Kant'ın görüşü insanların "dünyada bütünüyle aktif bir yer"i olduğu şeklindeydi: "İnsan bizzat bütün tasarımlarının ve kavramlarının asıl yaratıcısıdır ve bütün eylemlerinin de biricik faili olmak durumundadır."


Saat gibi işleyen Newtoncu bir evrene paralel bağlanmış toplar olmadığımız gibi eylemlerimiz de dışsal bir ilahi varlık tarafından kontrol edilmez. Aksine bizler kendimizi kendi algılarımızı saflaştırarak geliştirebilen ve dolayısıyla dünyaya olumlu bir biçimde şekil veren özerk varlıklarız. Kant, insan eylemlerinin çoğunlukla bilinç dışı eğilimler tarafından biçimlendirildiğini ve bu yüzden özgür iradeden pek bahsedilemeyeceğini fark ederek Freud'un habercisi oldu.


Ama insanlar yine de akıl yürütme becerileri sayesinde yüksek fikir ve ideallere uygun yaşamaya başlayabilir, potansiyellerini gerçekleştirip insanlığa katkıda bulunabilirlerdi. İnsanın gerçek özü özgürlüktür. Dünyaya bakıp onu akıl ve deneyimlerimize dayalı olarak uygun gördüğümüz şekilde düzenlemekte serbestiz.


Başka hiçbir hayvan buna biraz bile muktedir değildir ve aslında bizim en büyük başarımız da zaman ve mekân dışı doğasıyla bize başka bir yerden gelmiş gibi görünen ve sevinçle "Tanrı" olarak tasarımladığımız bir evrensel ahlak yasasının varlığını fark etmiş olmamızdır. Tanrı'nın nesnel bir gerçeklik olup olmadığını asla bilemeyeceğiz fakat sorun bu değildir. Sorun evrenimize anlamlı bir şekilde düzen vermesi gereken ve evrensel ahlak yasası üzerine kurulu etiğin geliştirilmesini de içeren o güçlü özgürlüktür.


Bu, insanlığın yazgısı ve Kant'ın asıl mesajıdır. Kant'ın, insanı esas olarak özgür, başına buyruk, kültürel ve politik bağlamdan farklı olarak görebilen yaklaşımı onu Fransız Devrimi'nin felsefi ilham kaynağı yaptı. Çağdaş özgür irade araştırmalarının bakış açısından onun konumu çok da belirgin gözükmez. Buna karşılık bireyin tözsel özgürlüğüne inanıyorsanız Kant müthiş bir figür olarak karşınıza çıkar çünkü bu basit fikri, tam anlamıyla geliştirilmiş bir felsefeye dönüştürmüştür. (Sayfa 176-177-178) 50 Felsefe Klasiği Tom Butler-Bowdon Pegasus Yayınları

2 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

NVIDIA

bottom of page